İçeriğe geç

Glasser hangi öğretim modeli ?

Glasser Hangi Öğretim Modeli? Psikolojik Bir Mercekten İnceleme
Giriş: İnsan Davranışlarını Anlamak ve Eğitimin Gücü

İnsan davranışları, bazen içsel bir karmaşa gibi hissedilebilir. Her bir davranışın, her bir düşüncenin ve her bir duygunun arkasında bilinçli veya bilinçdışı süreçler yer alır. Psikolojiyi, bireylerin düşündükleri, hissettikleri ve davrandıkları dünyayı daha iyi anlamak adına bir araç olarak kullanmak, insanı anlama yolculuğunun başlangıcını oluşturur. Eğitimin de bu süreçte önemli bir rol oynadığını kabul edersek, öğretim modellerinin, öğrencilerin yalnızca bilgi edinme yollarını değil, aynı zamanda duygusal ve sosyal dünyalarını da şekillendirdiğini fark ederiz. William Glasser’ın “Seçim Kuramı” üzerine kurulu öğretim modeli, bu karmaşık psikolojik yapıyı inceleyen, bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji boyutlarıyla ele alınması gereken derin bir yaklaşımdır.
Glasser’ın Öğretim Modeli ve Seçim Kuramı

William Glasser, 1960’larda geliştirdiği “Seçim Kuramı” ile, insanların çoğu davranışlarının bilinçli seçimler olduğuna vurgu yapmıştır. Bu teori, özellikle eğitimi şekillendiren önemli bir psikolojik bakış açısı sunar. Glasser’a göre, bireyler, yalnızca dışsal faktörlere tepki vermek yerine, kendi içsel dünyalarındaki ihtiyaçlarını karşılamak için bilinçli olarak davranışlarını seçerler. Öğretim modelinin temelinde, öğrencilerin yalnızca bilgi almakla değil, aynı zamanda kendi davranışlarını ve duygusal tepkilerini yönetme becerisini geliştirmeleri gerektiği anlayışı yatar.

Bu öğretim modelini anlamak için, bilişsel, duygusal ve sosyal psikolojinin her bir boyutunu incelemek gerekir.
Bilişsel Psikoloji: Öğrenme ve Seçim

Bilişsel psikoloji, bireylerin nasıl düşündüğünü ve öğrendiğini inceleyen bir alandır. Glasser’ın öğretim modelinin bilişsel boyutu, öğrenmenin sadece pasif bir bilgi aktarımı olmadığını ortaya koyar. Öğrenciler, bilgiyi “seçim” yaparak alır ve anlamlandırırlar. Yani, öğrenciler öğrenme sürecine aktif olarak katılırlar. Glasser’a göre, eğer bir öğrenci öğrenmeye istekliyse ve bu öğrenme süreci onun içsel ihtiyaçlarına hitap ediyorsa, öğrenme kalıcı ve etkili olur.

Bu noktada, bilişsel yük teorisi (Cognitive Load Theory) devreye girer. Öğrencilerin dikkat ve zihinsel kapasitesi sınırlıdır. Eğer öğretim süreci gereksiz bilgiyle doluysa, öğrencinin bilişsel yükü artar ve öğrenme süreci olumsuz etkilenir. Bu nedenle, Glasser’ın modelinde öğrencilerin seçici öğrenme süreçlerine katılmalarına olanak tanınır. Kendi öğrenme yollarını seçme fırsatına sahip olmak, öğrencilerin motivasyonlarını artırır ve onların daha derinlemesine anlamalarına yardımcı olur.

Bir meta-analizde, Glasser’ın seçim kuramının, öğrencilerin öğrenmeye olan içsel motivasyonlarını artırdığına dair bulgulara rastlanmıştır (Ryan & Deci, 2000). Bu bulgular, bilişsel psikolojinin, öğrencilerin öğrenme süreçlerini yalnızca dışsal ödüllerle değil, içsel ihtiyaçlar ve duygusal tatminle şekillendirdiğini gösterir.
Duygusal Psikoloji: İçsel Dünyayı Anlamak

Glasser’ın öğretim modelinin duygusal psikoloji ile olan bağlantısı da oldukça derindir. Duygusal zekâ (Emotional Intelligence), bireylerin kendi duygusal durumlarını tanıma ve yönetme becerisini ifade eder. Öğrencilerin yalnızca bilgi edinmeleri değil, aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarını anlamaları ve bu duygularını sağlıklı bir şekilde ifade etmeleri de önemlidir. Glasser, eğitim sürecinde öğrencilerin duygusal zekâlarını geliştirmelerinin gerekliliğini vurgular.

Duygusal zekâ, bireylerin sadece başkalarıyla empati kurma yeteneğiyle ilgili değil, aynı zamanda kendi duygusal durumlarını da tanımalarıyla ilgilidir. Glasser’ın öğretim modelinde, öğretmenler, öğrencilerin duygusal ihtiyaçlarına duyarlı olmalı ve onları kendi duygusal tepkilerini yönetebilecek şekilde yönlendirmelidir. Eğitim, öğrencilerin sadece bilişsel becerilerini değil, aynı zamanda duygusal zekâlarını da geliştirmelerine olanak tanımalıdır.

Öğrencilerin duygusal ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak, sınıf yönetimini kolaylaştırır ve öğrencilerin daha sağlıklı bir öğrenme deneyimi yaşamasına yardımcı olur. Glasser’ın öğretim modelinin, öğrencilerin duygusal zekâlarını güçlendirmek üzerine kurulu olması, eğitim psikolojisinde önemli bir yer tutar. Bu yaklaşım, duygusal zekâ ile ilgili yapılan bir başka meta-analizle de desteklenmektedir (Goleman, 1995), bu da öğrencilerin akademik başarılarının, duygusal zekâ gelişimleriyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Sosyal Psikoloji: İletişim ve Sosyal Etkileşim

Sosyal psikoloji, bireylerin diğer insanlarla etkileşimlerinin ve bu etkileşimlerin kişilik üzerindeki etkilerini inceler. Glasser’ın öğretim modelinin sosyal psikolojik boyutu, öğrencilerin sosyal etkileşimlerini ve grup dinamiklerini nasıl yönettikleri ile ilgilidir. Glasser, eğitim sürecinde öğrencilerin sadece bireysel olarak değil, aynı zamanda grup içinde de sağlıklı bir şekilde iletişim kurmalarını teşvik eder.

Glasser’a göre, öğrenciler, sadece ders içi içeriği öğrenmekle kalmaz, aynı zamanda grup içinde sosyal beceriler geliştirirler. Sosyal etkileşimler, duygusal zekâ gibi, öğrencilerin bireysel ve toplumsal gelişimleri için temel bir rol oynar. Sınıf ortamında işbirlikçi öğrenme yöntemleri ve grup aktiviteleri, öğrencilerin birbirleriyle daha etkili bir şekilde etkileşime girmelerini sağlar. Bu süreç, öğrencilerin empati kurma, başkalarının duygusal durumlarını anlama ve sağlıklı ilişkiler geliştirme becerilerini geliştirir.

Sosyal psikoloji literatüründe, grup içindeki etkileşimlerin öğrencilerin öğrenme süreçlerine etkisi üzerine yapılmış birçok araştırma vardır. Örneğin, sosyal öğrenme teorisi (Bandura, 1977), öğrencilerin başkalarını gözlemleyerek davranışlarını öğrenebileceklerini belirtir. Glasser’ın modelinde bu kavram, grup içindeki etkileşimlerin, öğrencilerin hem akademik hem de duygusal gelişimlerine katkı sağladığını vurgular.
Kişisel Gözlemler: Öğrenme, Davranış ve İçsel Seçimler

Glasser’ın öğretim modeli, bireylerin davranışlarını anlamak için önemli bir bakış açısı sunar. Öğrencilerin yalnızca bilgi almakla kalmadığını, aynı zamanda kendi içsel seçimlerini yaparak bu bilgiyi nasıl kullanacaklarına karar verdiklerini anlamak, eğitimciler için kritik bir görevdir. Kendi içsel ihtiyaçlarını anlamak, duygusal zekâlarını geliştirmek ve sosyal etkileşimlerde başarılı olmak, öğrencilerin daha anlamlı bir öğrenme deneyimi yaşamalarını sağlar.

Ancak, psikolojik araştırmalarda ortaya çıkan çelişkiler de bu konuda önemli bir noktadır. Glasser’ın modelinin bazı yönleri, geleneksel eğitim yaklaşımlarına göre daha bireyselci bir yaklaşım sergileyebilir. Bu durum, kolektif öğrenme ve grup içi etkileşimin önemi üzerine yapılan çalışmalarla karşıtlık oluşturabilir. Ayrıca, bireysel seçimlerin ve duygusal zekânın eğitimi nasıl şekillendirdiğine dair daha fazla araştırma yapılması gerektiği de açıktır.
Sonuç: Seçim, Eğitim ve İnsan Davranışları

Glasser’ın öğretim modeli, bireylerin davranışlarını ve seçimlerini anlamanın, eğitim sürecinde nasıl bir fark yaratabileceğini gösteriyor. Bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji perspektiflerinden bakıldığında, eğitim, öğrencilerin yalnızca akademik bilgilerini değil, aynı zamanda duygusal zekâlarını ve sosyal becerilerini de geliştirmelerine olanak tanır. Eğitimciler, öğrencilerin içsel seçimlerini anlamalı ve onları bu seçimleri bilinçli bir şekilde yapacak şekilde yönlendirmelidir.

Sonuçta, Glasser’ın öğretim modelinin etkisi, öğrencilere yalnızca bilgi aktarmaktan daha fazlasıdır. Onları içsel dünyalarındaki seçimlerini keşfetmeye ve bu seçimlerin duygusal ve sosyal bağlamlarını anlamaya davet eder. Peki, bizler kendi eğitim süreçlerimizde bu seçimleri nasıl yapıyoruz? Eğitimin bu içsel ve dışsal denklemi üzerinde ne kadar kontrol sahibiyiz? Bu sorular, sadece eğitim dünyasında değil, tüm insan ilişkilerinde geçerli olan derin düşüncelerdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
https://tulipbett.net/