İslamiyet Öncesi Ok Ne Demek? Düşünürken Gülümse, Gülümserken Düşün!
Bazen bir kelime, insanı bambaşka yerlere götürür. Hani, deriz ya “Bu kelime ne kadar derin…” İşte, bugün öyle bir kelime var karşımızda: Ok. Ama bu ok, elbette bugünkü oklarla karıştırılmasın! İslamiyet öncesi ok ne demek? Bu soruyu sormak, bir yanda tarihsel bir keşfe çıkmak, diğer yanda ise biraz mizah, biraz içsel hesaplaşma yapmak demek.
Mesela, bir arkadaş grubundasınız ve ortalık bir şekilde tıngır mıngır şamata yapıyor. Bir anda sessizleşirsiniz. Birisi “İslamiyet öncesi ok ne demek?” der. Hepiniz birbirinize bakarsınız, kimse anlamaz ama bir yandan da cevabını herkes vermek ister. Kimse tarih bilgisi için parmak kaldırmaz ama “Acaba İslamiyet öncesi ok ne demek?” sorusunu, belki de bir şarkı sözüymüş gibi düşünmeye başlarsınız.
Hadi, siz de biraz kafanızı yormak istiyorsanız, bu yazıya başlıyoruz!
Ok, Ama Hangi Ok?
Bazen basit bir soru, insanı o kadar derin düşüncelere iter ki… “Ok ne demek?” sorusu da tam olarak bu durumu yaratıyor. Eğer aklınıza sadece oklar, yaylar geliyorsa, yanlış yerdesiniz. Bu yazının başında söylemiştim ya, biraz tarih, biraz mizah, işte tam bu noktada işin içine tarihin kalburüstü olayları da giriyor.
İslamiyet öncesi ok, aslında sadece fiziksel bir silah değil. Evet, savaşlarda kullanılan oklar, avlanmak için kullanılan oklar da bu kelimenin içinde yer alıyor. Ancak burada biraz derinlemesine girelim: Ok, kelime anlamı olarak eski Türkler için çok daha farklı bir şeydi. Hem sembolik anlam taşıyor, hem de günlük hayatta farklı anlamlarda kullanılabiliyordu.
Mesela, eski Türkler için ok, bir nevi “yolculuk” ya da “yön” anlamına da geliyordu. Hani bazı arkadaşlar vardır ya, hayatlarını yönlendiren bir ok gibi bir şeyleri vardır! Aynen öyle, İslamiyet öncesi ok da bir anlamda “yön belirleme” işlevi görüyordu. İnanın, oklar yalnızca savaşlarda değil, insanın kendi iç yolculuğunda da kullanılıyordu.
İç Ses: “Yani o kadar kafa karıştırıcı bir şey ki bu ok. Hem silah, hem yolculuk, hem de bir sürü başka şey! O zaman neden bu kadar basit bir kelime üzerine duruyoruz?!”
İşte, burada işin mizahi kısmı başlıyor. Şimdi, şunu düşünün: Eski bir zamanlarda, birinin hayatının yolunu bir okla tayin ettiğini öğrendiğinizde ne hissederdiniz? Siz de bu okla yola çıktınız, bir noktada bir duvarla karşılaştınız, dediniz ki: “Peki bu ok ne anlama geliyordu?” İşte o duvar, okların her biriyle yapılan anlam yolculuklarının bizlere sunduğu bir metafor!
Okçuluk ve Sosyal Hayat: Eski Zamanlarda Bir Gün
Eski Türklerde okçuluk, yalnızca savaşta değil, sosyal hayatta da çok önemli bir yere sahipti. Yani, birisi okçulukta usta olduktan sonra, neredeyse bir kahraman gibi sayılırdı. Hani, modern zamanlarda futbolcu neyse, o zamanın okçusu da o kadar popülerdi. Mesela bir kahramanlık hikayesi başlarken, “O zamanlar okçulukta usta bir adam vardı…” diye başlardı. Yani, düşünün ki, eski bir Türk köyünde bir köylü, “Vay be, o adamın okçuluğu ne kadar harika!” derken, içinden de bir şekilde “Aman Tanrım, ben bu kadar iyi okçuluk yapamam!” diyordur.
Ama bir yanda da başka bir düşünce var. O eski zamanlarda oklar ve okçuluk aslında çok daha ciddi bir meseleydi. Düşünsenize, oklar avlanmak için, aynı zamanda savaş için kullanılıyor, hatta okçuluk eğitimi bir okul gibi bir şey. Ama bir bakıyorsunuz ki, okçulukla ilgili her şey o kadar ciddi ki, en yakın arkadaşınız bile size “Ya ben de ok atmayı öğreneyim” dediğinde, kafanızda “Yok ya, o kadar ciddi olmasa da olur” düşüncesi çakılabilir.
Ama düşünceler bir yanda kalırken, işin mizahi tarafı devreye giriyor. Mesela, bir gün bir arkadaşınızla kocaman bir okçuluk yarışmasına katıldığınızı hayal edin. Yarışma başlamadan önce, kafanızda dönüp dolaşan tek düşünce şu olur: “İyi de, ben ok atmayı bilmiyorum. Beni o kadar da zorlamazlar herhalde.”
Arkadaşınız sizi izleyecek, “Ya ne biçim atıyorsun” diyecek. Hadi bakalım, o zaman eski Türklerin okçuluk yarışmalarına katılma fikri biraz korkutucu olurdu, değil mi?
İç Ses: “Aa, o zamanlar okçuluk işi gerçekten çok ciddiymiş! Şimdi ben de okçuluk öğretmeni oldum, bakın, tam modern hayat!”
Ok, Bu Kadar Ciddi Olmalı Mıydı?
Bir de şu var: Ok, eski Türkler için sadece savaş ve av değil, aynı zamanda manevi bir değer taşırdı. Türkler, oklarını göğe kaldırırken, sadece fiziksel bir hedefe değil, manevi bir hedefe de niyet ederlerdi. Yani ok, sadece bir silah değil, bir dua gibiydi. Belki de okçuluğun, insanın iç dünyasında bir yansıması olarak, insan ruhunun derinliklerine bir yolculuktu.
Ama işin sonunda yine de bir şey var: Bugün, eski zamanların oklarıyla çok da fazla ilgilenmiyoruz. Ama hala o oklar, sadece sembol olarak değil, birçok farklı anlam taşır. Düşünsenize, bir insanın başarması gereken bir şey varsa, o kişi için bazen bir ok gibidir. Her ok bir hedef, her hedef ise bir mücadele!
İç Ses: “Yani demek ki, zaman geçtikçe bir okla da olsa, bazen kendi yolculuğumuzu belirliyoruz. Dur! O zaman biz de eski Türkler gibi ok atmayı öğrenmeliyiz, her şeye yeni bir bakış açısıyla bakmalıyız!”
Sonuç: Okçuluk ve Biraz Mizah!
İslamiyet öncesi ok ne demek? Bir silah, bir sembol, bir mücadele, bir yön belirleyicisi. Ama bir de var ki, bir mizah aracı! Çünkü hayat, her zaman ciddiyetle yaşanacak bir şey değil. Kim bilir, belki de eski Türkler oklarını göğe doğru fırlatırken, biraz da “Yav, bu işte bir gariplik var” diye düşünmüşlerdir.
Ve biz de, geçmişten bir ok alıp, o okla kendimize bir hedef koyarken, bazen gülmeyi unutmamalıyız. Bazen de, oklarımızı fırlattığımızda kendimizi ciddi ciddi düşünmekten alıkoymamalıyız. Çünkü geçmiş, bize hem bir ders verir hem de bu dersin içinde biraz mizah saklar. Ok, bir sembol olabilir ama onun anlamını taşırken, bazen en komik olan şey, en derin olanıdır.
Şimdi, bir ok alıp yolumuza devam edelim.